DAĞA DOĞRU KARINCA

 

Demliği üstünde hafiften buharlanan bir çaydanlık aslında bir çaydanlık değil, kapılanan, arınan, pişen, içten içe zikreden bir derviştir.

 

Gökkuşağı çay evinde iki büklüm olmuş, hasır taburede, kendi halinde, içten içe kaynayarak, üstüne üstlük tüterek, tüttükçe daha da esmerleşerek bir zamane dervişini oynuyor. Çaydanlık yanmaktan siyahlaşmış. Dumanı bile siyah çıkıyor. Derviş değil. Hadi, biraz benzetip, çapaklı bir derviştir, diyelim.

 

Dervişliği aidiyetinden… Çapağı ise, bitmek tükenmek bilmeyen, ara yerden, akıp giden sokaklardan, değişen alışkanlıklardan, dilin sürgün verirken azade bıraktığı muzip çıkıntılarından biriktirdikleri…

 

Yazar olarak biriktirdiği ile var.

 

Oysa kendi, kara kuru bir delikanlı olarak, gözleri daha da siyahlaşarak, bıyığı daha da keskinleşerek, bıyık altı gülüşü daha da acılaşarak hep var.

 

Bir çay içimi kısa vakitlerde çokça bahar günleri, yaz günleri, güzün ılık günleri ortak mekânlarda, evet bir çay içimi, daha çok yazdıklarını konuşarak yahut konuştuklarını yazma hazırlığında aramızda…

 

Kış günleri ağrıları nüksediyor.  Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun güncellenmiş kahramanı olarak, Ankara ağaçlarının sıhhatine bile imrenerek yürümesini sürdürüyor.

 

Yenidoğan’da, Çinçin’de, ne bileyim Keskin’de, Kırşehir’de, Kozan’da dolaşsa yadırganmaz.  Ekmeğini yazarak kazandığını, yazar olduğunu söylese, tüh, yazık olmuş çocuğa diyecekler, onu kendilerinden bilen, onda kendilerini bulan benzerleri…

 

Yazdıkları, seri bir karikatürün boşluklarını doldurmaktan ibaret… Doldurulan boşluklar döneminin tanıklıkları…  Ondaki mizah zekâsı yazıya dönüşerek biraz da yazık etmiş kendine…

 

Ne kadar kara mizah, ne kadar karikatür şeyler olsa da yazdıkları, o ilk görünen kabuğu kaldırdığınızda altından son kırk yılın çalkantıları, kırılma noktaları, değişim deyip olağan bulduğumuz seyrin alabildiğine ciddi ve asık suratıyla karşılaşmak mümkün… Bu yönüyle son kırk yılın farkına varılmayan, bu da mı oldu yahu diyebileceğimiz yönlerini okumak mümkün yazdıklarından…

 

Her kitabını çok tesirli bir patlayıcı olarak düşünüyor; düzeneğini de kendisi hazırlıyor. “C4 Yayınları” kendi yayını…

 

Bülent Akyürek bu… Bedeninde ve ruhunda gram yağ bulunmaz.

 

Dünyaya dil çıkarıyor.  Dünyaya dil çıkarınca ağrıları ve ağırlığı hafifliyor.

 

Ağrılık deyince, kalbinin ağırlığıyla ezilenlerden… Onu bir bohçaya koyup omuzladığında altında iki büklüm kalıyor.

 

Yüzü alabildiğince zenci…  Zincirlerini eritip kalem ve mürekkep yapmış.

 

İyi biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator