GÖZLERİ GÜZ YARASI

 

Sadece gözleri değil, sözleri de güz yarası…

 

Bir avuç şiir ve sancılarıyla, sızılarıyla, saklı ve açık yaralarıyla kocaman bir hayat… Dalı kırılmış, umudu kırılmış, kolu kanadı kırılmış çocuklardan bir çocuk… Yazdıkları da kendiyle birlikte o çocukların şiiri…  Buluttan besleniyor. Yılgınlıktan ve yenilgiden… Bütün çağrışımlarıyla değil ama karanlıktan da…

 

Nedense, onu besleyen, sadece şiirde değil hayatta da besleyen bulutsu durum da tam karanlık değil… Yağmur yağmasa da ıslanıyor. Gök açıkken de onun için bulutlu… Yoğunlaşıp, bulutlanıp kendi yağmurunda kendisini ıslatan bir döngüsü var. Çok fazla ağıta, çok fazla yazıklanmaya kaymadan yerli yerince bir acıyla durum tespiti yapıyor. Önce kendi durumu tabi…

 

Bir diş ağrısı gibi yaşamaya alışmış; akşamları nüksediyor.

 

O çelimsiz, o topallayan, o iki kilo şekeri taşıyamayacak cüssesinin içinde, yüreğinin omuzlarında dünyanın keder çiçeğini nasıl taşıyorsa… Yazsa kurtulacak gibi yükünden, yazmıyor çünkü memnun taşıdıklarından…

 

Eskiden, Ankara’dayken arada bir çay içtiğimiz mekânlara uğradığında, şiirindeki ve tabii içindeki o kederi ustalıkla saklayarak herkes gibi, her baba gibi, mesai saatlerine ayarlı zorunlulukları olan her devlet memuru gibi bir sıradanlıkla, samimi, sadece dostlarının anladığı bir suskunlukla konuşurdu.  Tebessümü de konuşurdu. Tütüne alışkın parmakları da konuşurdu.

 

Belli etmezdi annesizlikten ne kadar muzdarip olduğunu… Sonra kimseden habersiz kendi kabuğuna çekilirdi; yaralarının kabuğuna…

 

Dünyada ne gördüyse, çocukluğunda, ilk gençliğinde, o ensesinde namlunun soğukluğunu hissettiği günlerde, ne bileyim tutuklandığında Mamak’ta gördükleri de gri ve kahverengi yansıdı şiirlerine, sadece ima olarak…

 

Doğdu, ağladı, kundakla uyuşmadı, olsun…

 

Geçimin sağladığı meşgale ile ilgileri uyuşmadı, olsun…

 

Biçimsel bir sürü zorunlulukla eski rintlere özgü mizacı uyuşmadı, olsun…

 

Buna benzer, onlarca çatışmadan, onlarca uyuşmazlıktan “Karanlıkta Gün Yüzünüz” kitabı mı çıkmalıydı sadece; razıyız olsun…

 

Cemal Sayan bu, karanlıkta bırakılan gün yüzlü çocukların şairi…

 

Arkadaşlarıyla bir süre Erguvan ve Birey dergilerini çıkarmıştı.

 

Şimdi, kuşe-i uzlette çilesini dolduruyor.

 

Yüzü kayıp giden yıldızlardan bir müze… Tek farkla, soğuk değil… Kayan yıldızlar yüzünde göğe çıkma talimi yapıyor.

 

Böyle biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator