GÜMÜŞ SAÇAKTA KUŞLAR

 

Öyküleri var. 

 

Hayatın, hayatın sakladığı derin hayatın, onun uzandığı varlık bağının insanın idrakinde açtığı pencerelerden bakan, o pencerelere çıkan öyküler.  O öyküleri anlatır, kurgusunu anlatır, kurgusunda saklı, iç içe geçen kurguları anlatır, bir türlü yazmaz. Üşengeçlikten de değil, bir türlü mükemmellik hastalığı… Sağda solda yayımladığı birkaç öyküsüne ise yazıldığı için küskün… Dönüp yüzüne bakmadığı iyi öyküler.

 

Dönüp yüzüne baktığı bir dünya var. Dünyanın yüzüne bakarken pek de umurunda değil olan biten… İnsanın gündelik yolculuğu onu pek ilgilendirmez. O gündelik yolculukta insanın da farkında olmadan yürüyen ikinci hayatların, tavrına, edasına, yürüyüş şekline bakar. Bir de muziplik giydirir bakışına farkına varmanın güveniyle…

 

Gülüşü de muzip ve içten… Ergen bir güvercinin çamın en yüksek dalında “ku”laması gibi; akan buluta, akan suya, akan denize, akan yeryüzüne, akan çimenlere, akan orağa gelesi ekinlere, akan kelimelere eşlik etmesini de barındıran bir gülümseme… Yüzünde daim bir öykü kurgulanıyor gülümserken…

 

Edebiyat muallimi… Bütün cins kitapları da kendi muallimi olarak gördüğünden onların dizi dibinde, çığırtkanlıktan, bağırtkanlıktan uzak, bütün iç seslere duyarlı bir asude bir hayat yaşıyor. İç çatışmalarını, dünyanın çekilmez yönleriyle kendi içinde yaptığı yüksek sesli kavgayı bir nükteyle, bir ironi cümlesiyle sandıklamakta da hüner sahibi…

 

İnce, kuru bir adam… Sadece nüfus cüzdanı Sivaslı olduğunu söyler. Bir de, o kimseye fark ettirmeden şehri şehir yapan dokuları, desenleri keşfetmesini anlatırsa tabi… Şehrine âşık olduğunu orada yaşaması dışında pek ifşa etmez.

 

Hasan Kaya bu…

 

Bir ara Hüseyin Kaya ile “Ruzigar” mecmuasını çıkardı.

 

Bir süre sahaflık yapmaya çalıştı. Hâlâ içinde bir sahaf öykücünün uyuklayan parmaklarını, uyuklayan gözbebeklerini uyandırmakla meşgul…

 

Dostluğu genel geçer kriterlerin tarif edemediği sahici bir dostluk…

 

Sadece insana değil, taşa, demire, bakıra da bakışıyla “hilm” bağışlayanlardan…

 

Kitap ve gönül tamir eder.

 

Avlanmayı sevmez.

 

Kar tanelerinden ve rüzgarın bıçağından şarkılar bestelediği rivayet değildir.

 

Yaz ortasında bile kışa hazırlıklı bir çantası hazır, asılı durur.

 

Gezgin nefsini mukim kalarak terbiye edenlerden…

 

Yüzü Allah tarafından yazılan bir “küçürek öykü”dür.

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator