KIRMIZIYI SEVERİZ

 

Tek kişi geçemeyeceğiniz bir ırmağın karşı kıyısına geçeceksiniz, adamın karşıda işi yok, işi de hayatı da bu kıyıda, öyle değil ama işinin bu kıyıda olduğunu sanıyor; hadi koluma gir dersiniz, karşıya beraber geçersiniz, teşekkür eder yolunuza devam edersiniz, adam ancak iki kişi geçebileceğiniz ırmaktan tek kişi geri geçmeye çalışır, akıntıya kapılır, ölmez, ta cehennemin dibinde, yerine göre kayalık, çalılık tenha bir yerde, yara bere içinde kıyıya vurur, kendine gelir, üstünü başını toplar, sizi geçirdiği noktaya döner… İçinden yahu bu benimle karşıya geçen adam yüzünden ne hallere düştüm diye gönül koymaz.

 

Koluna girersiniz, hadi eylem var kardeşim, kardeşlik için dersiniz, “çok bilenmiş” yüreğinizle alanlara koşarsınız, pankartları açarsınız, barikatları geçmeye çalışırsınız, hırgür çıkar, arbede olur, aman başım ağrımasın diye sıvışırsınız, koluna girip getirdiğiniz adam cop yer, yüzü gözü morarır, koluna girmek için sizi arar, bulamaz, o haliyle geldiği yere döner. İçinden yahu başıma koluma giren adam yüzünden bu işler geldi diye düşünmez bile…

 

Böyledir bizim İhtiyar’ımız… En “ihtiyarı”mızdır. Çevresindeki mekânındaki gençlerden ihtiyarlığının pek farkında olmaz.

 

Ankara’da İhtiyar Kitapevinin müessisidir.  Dergi çıkarır.

 

Bir zamanlar kitapçı çıraklığından alışkanlık olsa gerek İhtiyar’ın hem sahibi hem çırağıdır. 

 

Başkentte kulpsuz fincanlarla tek Boşnak kahvesini o yapar.

 

Mekânı da gönlü de her rengiyle birleşmiş mazlumlar cemiyetidir.

 

Çorba karıştırma ve dert paylaşma ustası… Çorbasını paylaşır derdini paylaşmaz. Başkasının derdini paylaşır.

 

Sakarya Depreminde postu deldirmemiştir ancak rüyasında hâlâ deprem olur.

 

Bir zamanların en neşeli gazete dağıtıcılarından…

 

Sakalı aktar dükkânı gibi… Öğütülmemiş kekikten, katırkuyruğundan, başka otlardan bir demet…

 

Nuh Nebi’den kalma bir yüzü vardır. Mufassal İslam Tarihi gibi bir yüz…

 

Alnından önce gözleri secdeye varır.

 

Talihi soyadıyla müsemmadır.

 

İbrahim Çolak bu… İhtiyarımız. İyi tavla oynar.

 

Malum kanunla tekkeler yasaklanmasaydı bir tekkede hizmetkâr olabilirdi. Şeyh efendinin risalelerini dağıtırdı.

 

Dostlarını uçurmayı bilir; kendisi uçmaz.

 

Gülümsemesi zararsız şakadır.

 

Böyle biliriz.

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator