OKUR GÜZELİ

 

Akşam güneşine karşı, kırışık alnıyla, biraz da kendi kırıştırdığı alnıyla, kırçıl bıyıklarıyla, tütün sarısı yine kırçıl bıyıklarıyla, bir kış serinliğini içine ısıtırcasına çekercesine, gelip geçenlere, o Ankara’nın en kalabalık sokağından gelip geçenlere kayıtsız düşüncelere dalışı,

 

Konuştuğunda, sözcüklere giydirdiği Karadeniz şivesinin en tatlı edasından ağırlaştırılmış bir horon ayini gösterisinde bulunur gibi konuşması,

 

Çevresindeki diğer mücerretlerle birlikte, ağır memleket meselelerinden Temel’in gündelik hayatındaki aksiliklere varıncaya değin onlarca konunun çağın dışından geniş açılı bir objektif çalışırcasına sohbete konu edilmesi,

 

Gülerken, alnıyla, alnındaki kırışıklarla, tıraşsız çenesiyle, o çok giyilmekten kırçıllaşmış ceketiyle, sandalyesiyle, yaslandığı masayla birlikte gülümsemesi,

 

Sol elindeki kitabı göz hizasına kaldırıp, mekana girip çıkanlara, maç seyredenlere, dilencilere, sokak satıcılarına, kitap soran müşterilere, çay kaşığı ve cam bardak seslerine aldırmadan okuma eyleminde bulunması,

 

İstanbul günlerinden, Sahaflardan, Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nden, vapur karşılaşmalarından, konferanslardan, seminerlerden, o fikri dedikodulardan, sergilerden tanıdığı insanlarla karşılaştığında, diğer insan yüzleriyle aynı ortamda bulunuyormuşçasına ciddileşmesi,

 

Bulunduğu masada, bazen on beş yirmi kişinin içtiği çayların, kahvelerin, yediği tostların hesabını, adisyonu çaktırmadan cebine atarak, el ayak çekildikten sonra ödemesi,

 

Acıkınca, Ankara’nın Karadeniz lokantalarını arkadaşlarıyla birlikte ziyareti, cömertliği, bazen topuğuna doğru ağan akrebin cebine girmesine müsaade etmemesi,

 

Her gün mutlaka bir kitapçının amblemini taşıyan plastik çanta içindeki yeni aldığı kitapları bir an önce gece olsa da evde okusam düşüncesiyle sabırsızlanması, o sabırsızlığını da özenle saklaması,

 

Bütün bu kalabalık ortamlarda bile tenine renk gibi, gözlerine uyku gibi, uyanıklık gibi sinen, sızan, o sadece kendisinin tattığı sızılara yol açan yalnızlığı,

 

Yalnızlığıyla yüzleşmekten duyduğu amansız korkusu,

 

Akranlarıyla, gençlerle, yarı yaşındaki orta yaşlılarla, sonbahara direnen son yaprak görünümündeki titrek ihtiyarlarla aynı düzlemde, aynı seviyede, aynı samimiyette kurduğu, değere ve hatıra yaslanan diyalogları, ilişkisi,

 

Hoş gören, hoş görülmeyecek olanı bile hoş kılan, ağabeylik formasyonu,

 

Eski öğrencilik günlerinden, öğretmenlik günlerinden, sonra avukatlık günlerinden, bütün bu günleri dilimleyen avarelik günlerinden biriktirdiği insanlarla karşılaştığında, o günlerdeki kendisinin birden bugünkü kendisini teslim alışı, gençleşmesi,

 

Bütün bunlar bir adam portresi çiziyorsa şayet, bu Feti Azaklı’dır.

 

Ağabeyimiz.

 

Uğradığı her şehrin önce kitapçılarını ve çay ocaklarını tanır.

 

Yüzü her dem taze yazılmış ve taze demlenmiştir.

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator