ARTİST

 

Giyinirken seçer, konuşurken seçer, yürürken seçer, bir yerde oturacaksa seçer, gülerken seçer, taksiye binerken seçer, sokaklarda dolaşırken seçer, okurken seçer, yazarken seçer; bu seçme tesadüfün zıddı olan bir seçme değildir, bile isteye kendisini farklı, ayrıcalıklı, ayırıcı kılan ne varsa onun peşindedir. Gündelik hayatı bile bir seçme eylemi üzerine kurulmuş gibidir. Gündelik hayatının birikimi olan ömrü, bir “seçkin” olma günlüğünden ibarettir; sayfalar ister sağdan sola, ister soldan sağa, ister yukarıdan aşağıya, ister aşağıdan yukarıya okunsun, ortaya çıkan portre, kırıp dökmeyen, bağırıp çağırmayan bir uyumsuzun bir uyumsuzluğun portresidir.  Uyumsuz estetikçidir; bilindik tanımların, bilindik kuralların, kuramların, bilindik bilmem nelerin dışında, elbette hayat dairesinin müsaade ettiği müddette kendi uyumsuzluğuna kareler, adalar oluşturur.

 

Ondan burnu yerli yerinde dursa da, burnunun ruhunun burnu “kıvrık” dolaşır insanlar arasında… Burun kıvırdığı dünyada bulunmaktan, yaşamaktan, yaşıyor olmaktan doğan büyük huzurluğu nasıl farklılığa, özgünlüğe, özgürlüğe tebdil edebilirim çabasından ibarettir yapıp ettikleri…

 

Alışkın ve alışkan değildir. Alıştığı kendi ayrıksılığıdır, o kadar.  Bundan olsa gerek dizeleri alışılmadık bağdaştırmalardan oluşur; kendisi de… Bağdaştırdığı alışılmadık neyi varsa, yine de şehrin içinde, toplumun içinde, evinin içinde, anlamın ve idrakin içindedir.

 

Saçlarının daima taralı oluşu, daima tıraşlı oluşu yüzünün, gözlüğünün, kemerinin, ayakkabısının, çorabının birbiriyle inanılmaz uyumu, giysilerinin ütülü oluşu, “marka” giyinmesi, iyi kalemlerle yazması, iyi kalemler taşıması, kitabı çizmeden, sayfaları eğip bükmeden okuması, çantasının düzenli oluşu evrendeki muazzam uyuma iştirakten midir yoksa bir yaman çelişki midir, kestirmek zor…

 

Tebessüm ederken bile çenesinde biriken, ağız kenarında biriken gülücükle, alın kırışıklarından dökülen gülücüğün uyumuna dikkat edecek kadar titiz bir tarafı vardır; bu da çelişki…

 

Avamcası “artist” deyip geçemeyeceğimiz bir hayatın oyuncusudur o… Mizaç meselesidir, öyledir. Anası artist doğurmuştur.

 

Çocukken bile, çerle çöple, çamurla yağmurla oynayan çocuklara karışmayan, onlardan ayrı duran bir seçkinliği vardır. Kendisine göre oyuncu “eş” bulamadığından şair olmuştur biraz da… “Eş” kelimler doğurmuştur, yaratmıştır, oynamak için… Sözle oynamayı en çok seven şairlerdendir.

 

İyi müzikler dinlemiştir.

 

İyi yemekler yemiştir.

 

İyi filmler izlemiştir.

 

İyi oruçlar tutmuş, ütülü namazlar kılmıştır.

 

Bütün bu “iyilikler” biraz da sürekli karşı olmakla, sürekli çelişmekle, toplumla, tarihle ve devletle bir üst perdeden didişmekle  kendisini inşa ettiği sanısından mıdır, bilinmez. Sanıdır evet, düşlediği dünya düş dünyasından başkası değildir.

 

Mustafa Muharrem bu, şairimiz…

 

Bir düzine şiir kitabı var.

 

Dikkat Köpük, şimdilik sonuncusu…

 

Şık ve yakışıklı…

 

Emsali de eşkali de az bulunur.

 

Yüzü dünyayı kumarda kaybedip zerre üzülmediğini dünyaya ilan eden bir kumarbazı yüzüdür.

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator