FOTOĞRAFTA TÜKENEN

 

Yürüdükçe eriyip giden bir şey var hayatında…

 

Hani boğulsa, boğulmanın güzelliğinden, erdeminden, boğulurken suyun, dalgaların, akıntının, kıyının kendisine oynadığı oyundan bir oyun çıkaracak…

 

Yolculuğa çıkınca yolculuğa çıkma eylemi baskın; yolu da çıkış ve varış noktasını da tali kılan bir yürüyüş tarzı var.

 

Dünyaya yürürken de kendi içine yürürken de öyle… Bazen ayaklarını kalbinin üstüne bastığında fark ediyor yaşadığını, ayağını kaldırdığında o dalgınlık, o muhteşem kayıtsızlık devam ediyor.

 

Pek az kişinin çıkarabileceği sonuçlar çıkarıyor kendince dalgınlığından ve dağınıklığından… Sığındığı yer sığınak mı belli değil…

 

Müphemlikten de besleniyor yerli yerince…

 

Müphemlik ve muğlâklığın oluşturduğu o kendine özgü netlik yahut bakış açına göre değişen netlik kendisini kişilik sahibi kılıyor.

 

Aya ayarlı bir ruh hali var. Kurt adam olmuyor, adamın da kurdu olmuyor elbette, gelgit halinde… Yükselirken de alçalırken de merdiven kullanmayanlardan… Ondan avuçlarının yara bere içinde kalması mukadder… Ruhunun avuçları da yara bere içinde kalıyor. O yaralar da müphem… Sıyrıklarından sızan dizeler de…

 

Kayıtsızlığı ve kendini adamışlığı da sıra dışı doğal olarak…

 

Maişet kaygısını bir yük olarak görüyor. Kendisini de yük olarak gördüğü zamanlar en çok tüy gibi hafiflediği zamanlar…

 

Söylediklerinde, yazıyla söylediklerinde, konuşurken söylediklerinde sesinde önce buğulu bir taraf var. O sis dağıldıkça, o ses ilerleyip ete kemiğe büründükçe uçurumun kıyısında, bıçağın ağzında, sırat köprüsünün korkuluğunda her an atlayacakmış gibi duran bir adamın nasıl da emin, nasıl da yeryüzü büyüklüğünde bir ayakla dünyaya basıyormuş yanılgısını muhatabına, yerine göre okuyucusuna da yaşatıyor.

 

Kendisiyle çeliştikçe ancak barışıyor kendisiyle… Kendisiyle barıştıkça çelişki aralığı, çelişki kapıları daha da açılıyor…

 

Kaybolduğunu bilmeyecek kadar yahut kaybolduğunu iliklerine, hücrelerine kadar bilecek kadar kayıp…

 

Mustafa Pınarbaşı bu, şair…

 

Maraşlı olduğu kadar Hollandalı…

 

Bir zamanlar içli ve iyi şiirler yazdı.

 

Sonrası hal tercümesinden hal fotoğraflarından ibaret metinler…

 

Şiiri de şuuru da umursamadan kaybolmasını biliyor.

 

Kendisi hariç kimseye zararı yok. Ziyanı da…

 

Bakışları bakınca eriyecek kadar kırılgan…

 

Yüzü gurbetçi değil, gurbetin ta kendisi.

 

Böyle biliriz.

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator