KALENDER

 

Göğe doğru genişleyen bir yüzü var.

 

Birkaç belirgin çizgi: Gülümsemesinin odak noktası ağzının, dudaklarının bitiştiği sağ tarafı…

 

Konuşurken sözcükler de sanki oradan sessizce gülümseyerek, bir zamanlar yol ettikleri ağzın bu kıvrımından sanki, yine bir zamanlar çokça bulandıkları ironiden, had bildirmeden, polatsı setlikten arınarak, narinleşerek, şeffaflaşarak, dibindeki anlam katmanını da gösteren bir derin ırmak gibi berraklaşarak cümleye dönüşüyor.

 

Gözleri, kirpikleriyle, kaşlarıyla, gözaltı vadileriyle, bir bütün halinde muhakkik ve müdekkik bir tebessümle bakıyor eşyaya ve evrene…

 

Bakışında ve söylediklerinde erimiş bir göksellik var.

 

Durgunluğunda ve dinginliğinde ise esrik bir kalenderlik… Boş vermişliği büsbütün kayıtsız değil…

 

Çok koşmuş, koşulardan burun farkıyla önde çıkmış, çok ergenlik çekmiş, dünyanın sancılarıyla çok sancılanmış intibaı da saklı gülüşünde…

 

İçindeki atları sakin kılmasını yaşarak öğrenmiş…

 

Hayatın gündelik akışına bir toplum bilimci kadar vakıf; sadece biçimsel hukuku değil, varlığın doğuştan, var olmaktan gelen hukukunu gözeten bir ince bakış sahibi…

 

Necati Polat bu, şairimiz.

 

Onu Prof. Dr. Ve sevilen bir hoca olarak, bir yazar olarak da tanıyorlar, tanısınlar.

 

Bir zamanlar Sıla ve Tin Yazıtları adında iki mecmua çıkardı.

 

Yine bir zamanlar,kendi adıyla, kadın erkek başka müstear adlarla dönemin şiirine, mizahına yönelik tadına doyulmaz yazılar kaleme aldı.

 

Çok az dergide yazdı.

 

“Yaşadıkça eskiyor dünya”

 

Dünyada varlığı başlı başına bir “iyilik” olanlardan…

 

Hilmi Yavuz’a kavram dersi vermişliği var…

 

Kalender ve İyilik, gençlik günlerine dair tutulmuş aykırı notlar…

 

Yüzü kötülük oklarının işlemeyeceği bir “demirden” bir zırh… Nakışları okunamamıştır.

 

Böyle biliriz.

 

 

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator