KARA “YAZGI” MÜLAYİM

 

Onu kitapçılarda, uğradığımız başka sivil mekânlarda, saçıyla, tıraşsız haliyle, biraz kalender, biraz rint, sessiz, çantasında yazmalar, kendisi de yıpranmış, eprimiş, şirazesi dağılmış bir eski zaman yazması gibi mahzun, öyle tanıdım.

 

Kendinden yaşça küçüklere de büyüklere de aynı saygıyla, aynı mülayimlikle mukabele edişi, istikbal kaygısı taşımadan, kibrin, kendini beğenmişliğin uzağında ve elbette iç dünyasının yakınında, bir derviş sadeliğinde oturur, çayını sigarasını içer, çantasını toplar yine dervişçe adımlarla, başka dostlarının, başka ahbaplarının yanına uğrar, evinin yolunu tutardı.

 

Bu “yol tutma” tanımlıyor biraz da onu… O kadar çok şey yolunu tutmuştu ki, çıkar sokağın sadelik, kendini olana ve olacağa bırakma, sıradan insanın gündelik hayatını yaşama olduğuna mecbur ve mahkûm olmuş gibiydi.

 

Erzincan’ın deprem görmüş kasabasından Doğu Ekspresi’nin kompartımanında Ankara’ya geldi ve yine Doğu Ekspresi’yle bayram seyran, tatil izin dışında Erzincan’a gitmeler dışında Ankaralı oldu çıktı…

 

Kederi olduğu gibi kaderi de doğulu… Evinin, mahallesinin, şehrinin her köşesine doğup büyüdüğü ilk şehrinin türkülerinden, çadırlar, otağlar kurdu.

 

O her belayı görmüş, her yıkımı yaşamış atalarından tevarüs ettiği “karalı gülmez” edasını, asla yazıklanmaya şikâyete, kahra dönüştürmeden onurlu olarak yakasında, gönlünün yakasında bir acı çiçeği gibi taşımasını bildi.

 

Edebiyat muallimi… Edebiyat doktoru…

 

Darbecilerin kadrosuna el koyduğu kişilerden; 28 Şubat’ın kayıtlara geçmeyen mağdurlarından… Sakalları biraz daha aklaşmışsa, kalbi biraz daha sekteliyorsa biraz da bu mağduriyetten…

 

Yıllarca yazma topladı ve Milli Kütüphane’nin koleksiyonunu zenginleştirdi.

 

Eskiler aldı, eskiler okudu, eskilerle yaşadı, revaca ihtiyacı olmayan kadim bir kalender gibi hayatını sürdürmeye devam ediyor.

 

Kimseye kırgın ve dargın değil; kırgınlığın ve dargınlığın nihayetinde çiğliği de içkin olduğunu biliyor çünkü…

 

Mizacı tamir istemeyenlerden…

 

Sadık Erdağı bu…

 

Adıyla da soyadıyla da müsemma; sadık ve erin dağı… Mehmet’i de var adının…

 

Risale-i Nur Külliyatı Kılavuzu ve Menakıb-ı Bediüzzaman kitapları çok okundu, çok görüldü… Kendisi görülmese de…

 

Doktora tezi “Rami Divanı” neşredilmedi.

 

Gençlere hayatla edebiyatın kesiştiği yerden, tanımlı müfredatı aşan bilgiler, kıssalar anlattı.

 

Yüzü birçok yer görmüş bir göçmenin yüzü… Her kurduğu çadırdan bir işaret taşıyor.

 

Böyle biliriz.

 

mehmetayci.com.tr 2012
Free Joomla Theme by Hostgator